Kendi kusurlarını affetmeyen adamın bütün kusurları affedilebilir.
Ara

Sınav Kaygısı-2 / Psikolojik Sorunlar

Sınav Kaygısı-2

Kaygı, insanın varoluşundaki en temel duygulardan biri olup, insanın bedensel ve ruhsal varlığını tehlikede görmesi sonucunda yaşadığı tedirginlik olarak tanımlanabilir.Sarason (1975) genel olarak kaygıyı, tehdit edilen; meydan okunan güç bir ortamda bireyin kendisini yetersiz görmesi olarak tanımlanmaktadır. Birey yüz yüze geldiği bu durum süresince kişisel yetersizliklerinin, arzu edilmeyen sonuçları üzerinde odaklaşmaktadır.

19. yüzyılın sonlarına doğru kaygı psikolojik bir kavram haline gelmiş ve çoğu zaman korku ile eş anlamlı kullanılmıştır. Deneysel ve Fizyolojik Psikoloji bilimlerinde korku, Felsefe ve Psikiatride, Bilişsel ve Varoluşçu Psikolojide kaygı vurgulanmaktadır.Psikanalitik yaklaşım kaygıyı gerçeklik, nevrotik ve moral kaygı olmak üzere üçe ayırmıştır. Gerçeklik kaygı, bireyin dış dünyadaki tehlikelerden korkmasıdır. Tehlikenin derecesi ile kaygı düzeyi orantılıdır. Nevrotik kaygı, içgüdüsel, insanın elinde olmadan hissettiği korkudur. Moral kaygı ise, bireyin vicdanı ile ilgili korkularıdır. Başka bir deyişle, iyi gelişmiş vicdana sahip olan bir kişinin ahlaki değerlerin dışında bir şey yaptığında, vicdanen suçluluk hissetmesidir.

Kaygı kavramının anlaşılmasında önemli katkıları olan Freud, gerçeklik anksiyetesini (kaygı) korku ile eş anlamlı kullanmıştır. Gerçeklik anksiyetesi, dış dünyadaki tehlikeli durumların algılanmasından doğan can sıkıcı bir duygudur. Karen Horney' e göre kaygı ve korku tehlikelere karşı geliştirilmiş duygusal tepkiler olmakla beraber korku, bir insanın karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir duygudur. Örneğin, çocuk önemli bir hastalık geçiriyorsa annenin tepkisi korkudur. Bir anne, nezle olan çocuğunun öleceği korkusuna kapılırsa bu duygu kaygıdır. Kaygıda durumla orantısız, hatta çoğu kez imgesel bir tehlikeye karşı geliştirilen bir tepki söz konusudur. Korkuyu yaratan tehlikenin açık ve nesnel olmasına karşılık, kaygıyı yaratan tehlike gizli ve özneldir.

Öztürk (1989), korkuda dış dünyaya bağlı gerçek bir tehlike nesnesi varken, kaygıda ise böyle gerçek tehlike nesnesi olmayıp; bireyin bilinç dışı dünyasında bir tehlikenin, yani bir çatışma durumunun varlığından söz etmiştir.
Köknel (1985), kaygı ile ilgili fizyolojik belirtileri şöyle açıklamaktadır; insanın içinden ya da dışından gelen bir uyarım, sinir sistemindeki değişikliklere yol açar. Kan basıncı, kalp atışı, solunum sayısı artar. Mide ve bağırsak hareketleri hızlanır. Tükürük salgısı azalır, ağız kurur. Kan şekeri yükselir. Göz bebekleri genişler, çizgili kasların gerginliği artar, titreme olur. Otonom sinir sistemindeki kan ve adrenalin artar.
Cattel ve Scheier (1958, Akt., Öner, 1977) yirmi beş yıllık faktör analizi çalışmaları sonucunda kaygının tek boyutlu faktör olmadığını saptamışlar; daha sonraları da Spielberger, Cattel' in ve Freud' un fenomenolojik- fizyolojik kaygı anlayışını birleştiren bir kaygı kuramı önermiş ve buna iki faktörlü kaygı kuramı adını vermiştir. İki faktörlü kaygı kuramında birbirinden farklı özellikleri olan iki tür kaygıdan bahsedilmektedir. Bunlar durumluk ve sürekli kaygıdır.Durumluk kaygı, belli durumlarda ortaya çıkan kaygıdır. Ameliyat, diş tedavisi veya sınav gibi koşullarda hissedilen kaygıdır. Hızlı kalp atışları, hızlı nefes alma, terleme, ellerin titremesi, kızarma gibi tepkiler bireyin gerilim ve huzursuzluk duygularının göstergeleridir. Sürekli kaygı, bir kişilik özelliğidir. Bireyin içinde bulunduğu durumları genellikle stresli olarak ya da stres olarak yorumlama eğilimi de denebilir.
Le Compte ve Öner (1985), durumluk kaygıyı (korku) kinetik enerjiye, sürekli kaygıyı da potansiyel enerjiye benzetmişlerdir. Durumluk kaygı, kinetik enerji gibi belirli bir zaman kesiminde ortaya çıkan olay ya da reaksiyondur. Sürekli kaygı ise, potansiyel enerji gibi belirli bir tepki gösterme yatkınlığıdır. Sürekli kaygının düzeyi bireyin tehlikeli koşullarda yaşayacağı durumluk kaygı derecesinin şiddetini ya da sıklığını belirler. Sürekli kaygısı yüksek olan bireyin, baskılı koşullarda sürekli kaygısı düşük olanlardan daha sık durumluk kaygı tepkisi göstermesi beklenir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalara bakıldığında genel kaygı kavramının karışıklığından dolayı araştırmacıların çalışmalarını sınav kaygısı, sosyal kaygı gibi spesifik kaygılar üzerinde yoğunlaştırdıkları ve bu kaygılardan en çok sınav kaygısı üzerinde çalıştıkları dikkati çekmektedir.

SINAV KAYGISI
Sınav kaygısı, sınavlarda veya diğer değerlendirmeye yönelik durumlarda, fizyolojik, davranışsal ve bilişsel öğelere sahip hoşlanılmayan yoğun bir gerginlik durumudur.Spielberger' in (1966, Akt., Erkan, 1991) kuramına göre sınav uyaranları çok çeşitli biçimlerde olabilir. Öğretmenin ?Bu sorunun cevabını sen ver veya bugün sınav yapacağım? demesi gibi o ana ilişkin olabileceği gibi, sınav tarihlerinin ilan edilmesi gibi geleceğe ilişkin de olabilir. Sınav uyaranları koşullu uyaranlardır. Bu nedenle anlamı, kişinin daha önceki deneyimlerine bağlıdır. Uyaranlar olumlu, ilginç algılanabileceği gibi, tehdit edici veya nötr olarak da algılanabilir. Bazı bireyler değerlendirmelere olumlu bir olay olarak yaklaşabilirler. Örneğin, birey, ?başarılı olsam da olmasam da bu benim için bir tecrübe olacak, her ne olursa olsun yeni bir şeyler öğreneceğim? şeklinde olumlu düşünebilir. ?Başarısız olursam kimse bana saygı duymayacak? biçimde olumsuz da düşünebilir. Sınav kaygılı bireyler, bu tür olumsuz yorumları doğruluğunu sınamadan temel gerçekler gibi kabul etme eğilimindedirler. Yüksek sınav kaygılı bireyler, sınav ortamlarını kendileri için ciddi bir tehdit olarak yorumlamalarına neden olan uyaranlara karşı çok duyarlıdırlar.
Öner' e (1989) göre sınav kaygısı yüksek olan bireyler herhangi bir sınav durumunda ?öz varlığını? tehdit edildiği korkusuna kapılmaktadır.Culler ve Holahan (1980), sınav kaygısına ilişkin ?Eksik Öğrenme Modeli? ni ortaya atmışlardır. Bu araştırmacılara göre yüksek sınav kaygılı öğrenciler, verimsiz çalışma alışkanlıklarına sahiptir. Bu durum, yüksek sınav kaygılı bireyleri öğrenme süreçlerinde yetersizliğe itmektedir. Sınav anında yeterince hazırlanmadığını düşünüp, üzülen bireylerin kaygıları da artmaktadır.

Sınav kaygısı, son zamanlarda, akademik performansa etki eden davranışlar bütünü olarak kullanılmakta olup; doğal olarak sınav kaygısı, yetersiz ders çalışma becerilerini, aşırı fizyolojik tepkileri ve sınavla ilişkili olmayan zihinsel etkinlikleri kapsamaktadır. Bir çok araştırmacı, sınav kaygısını, kaygılı davranışları içeren aşırı tepkiler olarak da tanımlamaktadırlar.
Sınav kaygılı bireyler yalnızca sınavda değil, grup içinde konuşma, sorulara cevap verme, tartışmalara katılma, yüksek sesle okuma gibi etkinliklerde de korkulu, sinirli, gergin ve heyecanlı olurlar. Bireylerin kedilerine dönük bu olumsuz düşünceleri (kuruntuları) dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olur. Sınav sorularını okuma ve doğru cevaplama; konuşurken düşüncelerini organize etme, doğru sözcükleri seçme ve düzgün ifade etme gibi davranışlarında da başarısız olurlar.

SINAV KAYGISININ BOYUTLARI
1967' de Liebert ve Morris, sınav kaygısının birbirinden farklı ?kuruntu? ve ?duygusallık? olmak üzere iki boyutu olduğunu belirtmiştir:
Kuruntu Boyutu : Sınav kaygısının bilişsel boyutudur. Başarısızlığın sonuçlarını düşünmek, başarmak için yeteneği hakkında kuşkuya düşmek gibi içsel konuşmaları içerir.
Duygusal Boyutu : Sınav ortamında kaygı ile ilgili fizyolojik reaksiyonlardır. Hızlı kalp atışları, terleme, üşüme, kızarma, sararma, mide bulantıları, sinirlilik ve gerginlik gibi bedensel yaşantılar, duygusallık belirtileri olarak kabul edilir.

Sarason' a (1975) göre, yüksek sınav kaygılı bireyleri değerlendirme ortamı ile yüz yüze geldiklerinde dikkatlerini başka işlere odaklaştırma eğilimi vardır. Yazar burada iki tepki üzerinde durmaktadır. Birincisi duyuşsal ve otonomi reaksiyonlarla ilgilidir. Örneğin, aşırı terleme, kalp atışlarının artması gibi tepkilerdir. Diğeri ise bilişsel boyut ile ilgilidir. Örneğin sınav sırasında kendi kendilerine ?Ben aptalım?, ?Başaramayacağım? gibi telkinlerde bulunmaktadır. Bilişsel tepkilerin performansa olumsuz etkisi duygusal- heyecansal boyuttan daha fazla olmaktadır.
Salame (1984), kuruntu ve duyuşsallık boyutunu açıklarken kuruntu ve duyuşsallık boyutunu oluşturan elementler üzerinde durmuştur. Araştırmacıya göre, kuruntu boyutu aşağıdaki şu elementlerden oluşmaktadır:
1. Dikkatini kendi üzerinde toplama

2. Performansa ve yeteneğe güvenememe

3. Yetersiz ve güvensiz toplama

4. Başkaları ile karşılaştırmada ?kendini zayıf? olarak değerlendirme

5. Kendini başarısızlık odağı olarak görme, sınavlara yeterince hazırlanamama duygusu.

6. Başarısızlığın sonuçlarını düşünme; hoşnutsuzluk, ceza, statü veya güven kaybı, akademik yaşantıda kayıp

7. Sınavın zamanında yetiştirilemeyeceği kuruntusu

8. Kendisini hezimete uğratma

Duyuşsallık boyutunda ise,kuruntu boyutunun aksine iki reaksiyon tanımlanmaktadır:
1. Gerginlik hissi, korku, endişe, sinirlilik, huzursuzluk

2. Somatik semptomlar örneğin, hızlı kalp atışı, mide ağrısı, ağız kuruluğu, baş ağrısı gibi semptomlar

Yapılan çalışmalar öğrencilerin sınav esnasında duyuşsallık düzeyinin gittikçe azaldığını, kuruntu düzeyinde ise sınavın başlamasından bitimine kadar bir azalmanın olmadığını göstermektedir.

SINAV KAYGISININ PERFORMANSA ETKİSİ
Doctor ve Altman (1969) yaptıkları çalışmalarda kuruntu ile performans ve performans beklentileri arasında olumsuz bir ilişki bulmuşlardır. Bu araştırmacılara göre, performansla ilgili kuruntular, sınav anında zihni sürekli meşgul etmekte, o an gerekli olan hatırlama, bilgiyi organize etme gibi bilişsel işlemlere karıştırmakta ve performansın engellenmesine neden olmaktadır. Diğer taraftan duyuşsallık tepkilerinin seviyesi yüksek olduğunda, belki bu durum sinir bozucu olabilmekte, bunun dışında bilişsel işlemlere anlamlı bir etki olmamaktadır. Araştırma bulgularına göre, kuruntu ve duyuşsallık puanları yüksek öğrencilerin, kuruntu ve duyuşsallık puanları düşük olanlara göre, performansları daha düşük olmaktadır. Kuruntu puanları yüksek, duyuşsallık puanları düşük olanların performansı, kuruntu puanı düşük, duyuşsallık puanı yüksek olanların performansından daha düşüktür. Bu her iki grubun performansı, kuruntu ve duyuşsallık puanları düşük olan öğrencilerin performanslarından da düşüktür.
Deffenbacher' in (1977), bulguları da Doctor ve Altman' ın bulgularını destekler niteliktedir. Kuruntu, performans ve performans beklentileri ile ters ilişkilidir; duyuşsallık, performans ve performans beklentileri ile ilişkili değildir. Duyuşsallık, ancak kuruntu ve duyuşsallık puanlarının yüksek olduğu durumlarda performans ile çoğunlukla ters orantılıdır.
Wine (1971), yüksek sınav kaygılı kişilerin değerlendirme ortamlarında, düşük sınav kaygılı öğrencilere göre daha başarısız olduklarını ve bu performans farklılığını da açıklamak için ?Dikkat Hipotezini? önermiştir. Bu hipotezde, yüksek sınav kaygılı bireylerin, işle (sınavla) ilintisiz bilişsel yaşantılara girdiklerini; otonomik tepkilere odaklaştığını ve bunu da dikkatlerini dağıtarak, başarılarının azalmasına yol açtığını savunmuştur.
Araştırmalar aşağıda sıralanan nedenlerin, sınav kaygısını arttıran başlıca nedenler olduğunu gösteriyor:
1.Çevrenin,Öğrenci Hakkındaki Görüşleri ile İlgili Endişeleri
a) ?Kazanmazsam akılsız olduğumu düşünecekler.?

b) ?Kazanmazsam beni filanca kişiyle kıyaslayacaklar, küçük düşeceğim.?

c) ?Benim kazanmama kesin gözü ile bakıyorlar, ya bu beklentiye cevap veremezsem.?

d) ?Ailem benim için fedakarlık yapıyor. Kazanamazsan karşılığını verememiş olacağım.?

e)?Filanca arkadaşımı mutlaka geçmeliyim. Ondan daha başarılı olmazsam değerim düşer.?
Bunlar ve benzeri duygu ve düşünceler sınav kaygısını önemli ölçüde arttıran nedenler arasında ön sırada yer alıyor.

2.Öğrencinin, Kendisi İle İlgili Endişeleri
Öğrencinin kendi kişiliğine verdiği değeri sınav başarısı ile ölçmesi, sınavı kazanamadığında kendine saygısını yitirme duygusu; kısaca, sınavı bilgiyi ölçen değil, kendi değerini ölçen bir araç olarak görmesi kaygıyı arttıran bir başka neden.

3.Üniversiteyi Gelecekteki Başarı Ve Mutluluğu İçin Tek Yol Olarak Görmesi
a) ?Hayatta başarılı ve mutlu biri olmak üniversiteyi kazanmama bağlı.?

b) ?Üniversiteyi kazamazsam, yapabileceğim başka bir şey yok.? Şeklindeki düşünceler, önemli nedenlerden biri.

4.Kendini Sınava Yeterince Hazır Hissetmeme
Aşırı gerginlik nedeniyle sınava yeterince hazırlanamamak,?hiçbir şey bilmiyorum, başaramayacağım.?duygusu, sınavda eli kolu bağlayan başka bir neden.

5.Olumsuz Tutumlar
a)?Ya hep,ya hiç? Türlü Düşünme:Bu şekilde düşünenler dünyayı siyah ya da beyaz olarak algılar, onlar için gri yoktur. Yaptıkları iş, gösterdikleri performans kendilerini tam anlamıyla tatmin etmiyorsa mutsuz olurlar ve kendilerini başarısız olarak değerlendirirler.ÖR: ?Önümüzdeki hafta yapılacak ÖSS denemesinde ya 180 puan alırım ya da dershaneyi bırakırım.?

b)Aşırı Genelleme: Tek bir olumsuz olaydan yola çıkarak, olayın ardından gelen her şeyi başarısızlık ve yenilgi olarak değerlendiren bir yaklaşımdır.ÖR: ?Eyvah sınava 10 dakika geç kaldım. Hangi işi doğru dürüst yapabiliyorum ki zaten!?

c)Zihinsel Süzgeç: Bu tür zihinsel çarpıtmalarda, yalnızca olumsuz ayrıntılar seçilir ve onlara yoğunlaşılır; böylece gerçeğin tümü olumsuzlaştırılır. Bu düşünce tarzı, tıpkı bir damla mürekkebin, bir sürahi suyu morartmasına benzer.ÖR: ? Bu hafta sonu deneme sınavı var. Okul için yapmam gereken pek çok ödev de birikti. Teyzemin çocukları bir haftadır bizim evde kaldıkları için ders de çalışamadım. Bütün aksilikler beni bulur zaten.?

d)Olumluyu Geçersiz Kılmak: Herhangi bir nedenle olumlu olayların göz ardı edilmesi konusunda ısrar ederek, onları yok saymak da bir tür zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ?Evet, aldığım puan sınıfın en yüksek puanı ama o gün şansım yaver gitti. Bunun böyle devam etmeyeceğinin farkındayım.?ü

e)Hemen Bir Sonuca Varmak: Bu yaklaşımda düşünen kişiler, ellerinde düşüncelerini destekleyecek kesin ve mantıklı kanıtlar olmadığı halde hemen olumsuz yorum yapma eğilimindedirler.ÖR: ?Öğretmenimiz bugün bana hiçbir şey sormadı. Geçen gafta düşük not aldığım için bana hala kızgın olmalı. Sabahleyin bana günaydın bile demedi. Artık beni sevmediğine eminim.?

f)Aşırı Büyütme Ya Da Aşırı Küçültme: Kişinin, kendi başarısızlıklarını ve başkalarının başarılarını abartması, kendisinin değerli özellikleri ile başkalarının hatalarını önemsiz olarak görmesi sıklıkla yapılan bir başka zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ?Benim okulda başarısız olmaya hakkım yok. Kardeşimin de dersleri kötü ama o daha çok küçük.? ÖR: ?Benim okulda başarısız olmaya hakkım yok. Kardeşimin de dersleri kötü ama o daha çok küçük.?

g)Duygusal Mantık Yürütme: Yaşanılan olumsuz duygulara bakılarak, gerçeğin bu duygularda yansıtıldığı gibi olduğuna karar vermek, kısaca duygulardan hareket ederek gerçeği tanımlamaktır.ÖR: ?İçime büyük bir sıkıntı var. Belli ki, bugün sınavım kötü geçecek.?

h)?-meli, -malı? Cümleleri: Kişi kendisini suçluluk duyguları altında tutar, yapılacak her şeyi yerine getirecekmiş gibi bir inanca kapılır ve kendisini ?yapmalı? ve ?yapmamalı? sözcüklerinin gücüne inandırmaya çalışırsa da bu da, bir tür zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ?Annemin ve babamın hayal kırıklığına uğramaması için başarılı olmalıydım.?

I)Etiketleme ve Yanlış Etiketleme: Etiketleme uç noktadaki aşırı genellemedir. Bu düşünce tarzına eğilimli olan kişi, hatasını açıklamak ve davranışın üzerinde durmak yerine, kendi kişiliğine, başkalarının hatası nedeniyle onların kişiliğine olumsuz göndermeler yapar. Yanlış etiketlemede ise kişi, herhangi bir olayı duygusal açıdan yoğun ve renkli bir dil kullanarak tanımlar.ÖR: ?Yine düşük puan aldım. Ne aptalım ben.?

i)Kişiselleştirme: Herhangi bir olayla ilgimiz ve sorumluluğumuz olmadığı halde bu alayın nedenini kendimizmiş gibi görmek.ÖR: ?Annemin babamla arası açılmış. Büyük ihtimalle, sebep sınav sonucumun düşük olması.?

KAYGININ ETKİLERİ
Kaygının Fizyolojik Etkileri:
Kaygı oluşturan durumlar her birimiz için farklı olmakla birlikte, kaygıya karşı bedenlerimizin verdiği fizyolojik tepkiler şaşılacak derecede birbirine benzemektedir.
Bir tehdit ya da uyarıcı ile karşılaştığımızda beyinde küçük bir sinir hücresi olan hipotalamus bedenimizin diğer bölgelerine seri işaretler gönderir ve saniyeler içinde çok karmaşık bir seri bedensel tepkiyi harekete geçirir.Bedende daha fazla enerji sağlamak için hormon üretimi artar.Rahatlama ve gevşeme durumlarından sorumlu parasempatik sistem yavaşlar.Hareket ve enerjiden sorumlu sempatik sistem hızlanır.Bedene biriken şekeri enerjiye dönüştürmek için gerekli olan oksijeni sağlamak için solumun hızlanır.Beyine, kaslara ve gerekli organlara yeterli kan göndermek üzere kalp atışları hızlanır ve kan basıncı artar.Eller, ayaklar deriye yakın bölgelerdeki kan, beyin ve gövde kaslarına doğru gider, kol ve bacaklarda ortaya çıkabilecek bir yaralanma durumunda daha az kan kaybı olması sağlanmaya çalışılır.Kana daha çok alyuvar karışarak daha fazla oksijen taşınması sağlanmış olur.Kaslar hareket için hazırlanır ve gerginleşir.Sindirim sistemi durur ve sistemdeki kan, beyin ve kaslara yönelir.Terleme artarak vücudun aşırı ısınması önlenir.Bağırsak ve idrar torbası kasları kaygı anında vücudu hafifletmek için gevşer.Tüm duyumlar optimum düzeye gelir.Gözbebekleri genişleyerek,göze daha fazla ışık girmesine, dolayısıyla görüşün keskinleşmesine yardımcı olur.

Bütün bunlar sunucunda bireyin fark edebildikleri ise:
Nabızda artış,

Terlemede artış,

Kasılmış bir mide,

Gergin kaslar,

Kalbin hızlı hızlı çarpışı,

Nefeste daralma,

Dişlerin gıcırdatılması, çenenin kasılması,

Konsantrasyon güçlüğü,

Aşırı tedirginlik,

Duyguların yoğunlaşmasıdır.

Kaygının Duygusal Etkileri:

Sinirlilik,

Gerilim,

Üzüntü,

Düşük öz saygı,

Yorgunluk,

İlgisizlik,

Utanç ve suçluluk,

Değişken ruh hali,

Yalnızlık.

Kaygının Davranışsal Etkileri:
Uykuya dalma güçlüğü veya çok erken uyanma,

Duygusal olarak patlama,

Agresif davranışlar,

Aşırı yeme veya iştah kaybı,

Titreme,

Kaygı yaratan durumdan kaçma,

Hiçbir şey yapmak istememek.

Kaygının Zihinsel Etkileri:
Konsantrasyon zorluğu,

Karar verme güçlüğü,

Unutkanlığın artması,

Eleştiri alıp eleştiri verebilme güçlüğü,

Kendi kendine eleştirici düşünceler,

Düşüncelerin çarpıtılması,

Eskiye göre daha katı tutumlar sergileme.

Okunma Sayısı: 902  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...